Konum
Anasayfa > Gezelim Görelim > Giden Gelmez Dağları ve Tınaztepe Mağarası Gezisi

Giden Gelmez Dağları ve Tınaztepe Mağarası Gezisi

Zafer Şenli – Eski bozkır yolu çamlı oluk Çeşmesi

Deniz tutkunu olsam da her zaman denizde zaman geçirmek mümkün olmuyor. Bazen Toros Dağlarının huzuru ve kokusu bulutlardan bana haber yolluyor. Sevgili dostlarım Metin Uçak, Zafer Şenli ve Uzay Yılmaz ile Haziran ayının son günü ve son Cumartesiyi dağ gezintisi yaparak ve uzun zamandır gidilmesi gerekenler listemde yer alan Tınaztepe Mağarasını gezerek geçirdik. Manavgat Akseki Cevizler bölgesinde doğanın içerisinde Alacabel mevkisinde,Tınaztepe dinlenme tesislerinin arkasında yer alan mağara gezimizin ilk uğrak yeri olacaktı.

Her zaman olduğu gibi yolculuğumuz anide n karar verilerek ve Zafer Şenli’nin dur durak bilmeyen baskıları eşliğinde apar topar başladı.  Tınaztepe Mağarasından önce Zafer Şenli tarafından keşfedilmiş olan 11 adet çeşmeden su içilmesi yolculuğumuzun zorunlu unsuru olması üzerimde baskı oluştursa da mecburen kabullendim. Zafer Şenli’nin söylediğine göre her çeşmeden en az üç avuç su içilmesi gerekliymiş.. Ne yapalım bizde avuç avuç buz gibi sulardan içtik. Eski bozkır yolu çamlı oluk çeşmesi ilk su içtiğimiz çeşme oldu.

Her ne kadar Metin Uçak 22 derecede yaşamayı sevse de yolculuk boyunca hava değişimi kendisini fazla etkilememiş olacak ki her çeşmeden kana kana soğuk sulardan içti.

üç avuç su içme zorunluluğunu tamamladıktan sonra ilk uğrak yerimiz olan Tınaztepe Mağarasına ulaştık. Mağaranın giriş tarafında bulunan tesise ait ücretsiz otoparka aracımızı park ederek, kişi başı 10TL olan giriş ücretleri vekilimiz ve rehberimiz olan Zafer Şenli tarafından ödenmesiyle Mağranın giriş bölümüne doğru açılan patika yoldan geçerek girişe ulaştık. Mağara girişinde bulunan tesis giriş ücreti almakta. Mağara girişinde restoran ve hediyelik eşya dükkanları mevcut.

Aslında burada yan yana iki farklı mağara mevcut. Bir tanesi bakım nedeniyle girişe kapalı. Biz sadece bir tanesini gezebildik. Mağara girişlerinin önünde düden denilen suların şelame yaparak dökülüp yeraltına gittiği derin çukur var.

Tınaztepe mağaraları 1968 yılında Fransız bilim adamı Michel Bakalowichz tarafından; ilk olarak bulunup, mağaraların krokisi çıkarılmıştır. (aşağıda görüldüğü gibi) Bu kroki de dünya ya Bilgi Dergisi tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca Dr. Michel Bakalowichz mağaraların tıbbi araştırmasını yapmış; astım hastalığı için doğal bir tedavi ortamı olduğunu belirtmiştir. (Bilgi Dergisi )

Mağaranın toplam uzunluğu 22km gezilebilen bölümü 1580 metredir. Mağara, sonundaki 30 metrelik iniş dışında tamamen yatay özellikte bir mağaradır.

Tınaztepe Mağaraları Hakkında;

Bölgede akdeniz iklimi ile karasal iklim arası geçiş arz eden bir iklim hüküm sürer. En yüksek sıcaklık 36,5 °C en düşük sıcaklık –18,4 °C olarak ölçülmüştür. Tınaztepe Mağarası ve çevresi karışık jeolojik ve jeomorfolojik bir değişim geçirmiştir. Oligosen ve Miyosen dönemine ait alpin dağ oluşumlarıyla bugün kü tektonik konumlarına ulaşan bölgede genç ve yaşlı birimlerin içiçe olduğu görülmektedir. Giden gelmez dağlarının kuzeyinde bulunan Tınaz dağı,komprehensif serinin en üs katını oluşturan Eosen Yaşlı Nümmülitli kireç taşlarından meydana gelmiştir. Tınaztepe Mağarasının bulunduğu bölgede üst seviyelerde kiltaşı- kumtaşı- marn ve konglomera ardalanmasından oluşan fliş ile birlikte ofiyolitik karakterli kayaçlarda yer almaktadır.

Tınaztepe Mağarasının gelişmesinde eğim atımlı normal faylar etkili olmuştur. Bu iki eğim atımlı normal fayların arasında kalan alan graben durumundadır.
Mağaralar oldukça çok saf üst kretase kireç taşları içerisinde yer alıp, kapalı havza durumundaki boşalım sahasının geçirdiği morfolojik dönem sayısı, mağaranın altında ve üstünde yer alan basamak şeklindeki düzlükler ve buralardaki fosil mağaralardan çıkarılabilir.
Mağara içerisinde eski taban seviyesi izleri taraça şeklindedir. Bu taraçalar ile bugünkü taban arasında 5-7 metre seviye farkı tespit edilmiştir. Eski tabanın çökemediği yerlerde doğal köprüler oluşmuştur. Mağara tabanı; girişte toprak,bazı yerlerde blok ve konglomeralar (Paleozoik ve Kretaşe Yaşlı) ile kaplıdır.
Suların mağara içerisinde hareket ettikleri yerlerde kalker tüfleri ; tavan ve yan taraflardaki çatlaklardan sızan sularla çok güzel travertenler ,sarkıt ve dikitler oluşmuştur. Mağaranın son kısmındaki büyük alan bütünüyle ana faya bağlı olarak gelişmiş ve içerisinde göl mevcuttur.
Üst sistemi fosil bir mağaradır. Altta bulunan ve havzanın sularını toplayan düden,morfolojik bakımdan tınaztepe mağarasının devamıdır. Tavandaki çatlaklardan sızan sular, içeride gölcükler oluşturmaktadır. Mağaranın sonundaki göl ise büyük boyutludur.
Özellikle ilkbahar aylarında kar ve yağmur sularıyla beslenen dere ve yatakları en alt seviyedeki mağaraya ulaşmadan önce sular ; şelale ve devkazanı tipi çok ilgi çekici görüntüler ortaya koymaktadır.
Tınaztepe Mağarası şimdiki durumuna yapılan araştırmalara göre yaklaşık 230 milyon yıl gibi uzun bir süreçte meydana gelmiştir. Mağaranın iç kısımlarında ayrıca taban –tavan arası yükseklik farkının 65 metreye çıktığı yerler görülmektedir.

Mağara gezimizin ardından Giden Gelmez Dağlarında piknik yapmak için yola koyulduk. Antalya ‘nın Akseki ilçesinde bulunan, efsanelere konu olan dağdır. oldukça sarp kayalardan oluştuğu için, günümüzde bile dağa gitmeye kalkışan insanların ölüm haberleri ulaşmaktadır. Pikniğimizi daha önceden Zafer ŞENLİ tarafından keşfedilmiş olan yol kenarında ki doğal kaynak suyu üzerine yapılmış çeşme önünde yaptık.

Giden Gelmez dağları dünyanın yeryüzü şekillerine benzemeyen bir coğrafyaya sahip, kayalar sanki dünyanın ilk oluştuğu günlerden kalmış, kırıklı bir görünümleri var. Geyik ve dağ keçisi cenneti. Bu yüzden avcılar için cazip ama bir o kadar da tehlikeli, bastığın yer bir obruk olabilir ve bir çukura düşüp ölebilirsin. Akseki ‘ye bağlı bir köyde yaşayan bir amca 1941 de geyik avına giden babasını bu dağda kaybettiğinde üç yaşındaymış, babasının cesedi dağda kalmış, yirmi yedi yıl sonra dağa gidip babasının kemiklerine ulaşıp aşağı indirmiş ve böylece babasının bir mezarı olmuş. Toros dağlarından efsaneler çıkmasına şaşmamak gerek velhasıl.

Giden Gelmezin efsanesi;

Kaynak: Ömer Özen, Arife Özdemir, İbrahim Ünlü (Akseki, Antalya)

Doğadan, yaşamak için rızkını çıkartmak zorlu bir zanaattır. Hayatta kalmak ve soyunu sürdürmek mücadelesinde avcılık ve toplayıcılık insanların milyarlarca yıllık mesleğidir. Günümüzde bir spor haline gelse bile kıtlık olduğu zaman av, ailenin et ihtiyacını karşılar. Batı Toros’ların Giden Gelmez Dağları, en uzun boynuzlu ( 138 cm.) tekeleri, keçileri ve geyikleri ile bilinir. Akseki İlçesinin Cevizli, Değirmendere ve Ceceli köyleri bu dağlara yaslanır. Akseki, Değirmenlik ve Süleymaniye bölgesine içine alan bu yer Pek çok avcının gidip geri gelememesinin nedeni bu dağların “Mağaraları, kenarları bıçak gibi keskin kayaları, suyun battığı düdenleri ile adı gibi ürkütücü bir kayalar ormanı” olmasından ileri gelir. “Gidengelmez Dağları, Taşeli Platosu’nun en engebeli, aşılması en zor ama yüzey şekilleri bakımından en çarpıcı bölgesi”dir 1 . Öyleki bölgenin 1:25.000’lik Askeri haritalarında “piyade geçemez” ifadesinin yazılı olduğunu gezi yazarı M. Oktar Güloğlu görür 2 .

İşte, böyle ailesinin karnını doyurmak için 1941 yılında baba İsmail Özen 15 kişi olarak “keyik” 3 avına gider. Yaylacık mevkiinde 3 geyik görüyorlar. Ama hayvanlar bir mağaraya çığla düşüyor. Ertesi gün babası ava gitmek için hazırlanırken söylediklerini Ömer Özen’in kendi ağzından hazırlanmış belgeselden 4 ve konuşma dilinin imlası ile dinleyelim: “ ‘Ben bi rüya gördüm. Bir Arap’la bi güreş yaptım, ne o beni yenebildi, ne ben onu yendim. Bir dağdan aşağı yuvarlandık gittik.’ ‘Annem dedi ki ‘Sakın ha dedi. Benim rüyam senin rüyandan daha keskin. Evimizin düveri (çatısı) çöktü. Sakın ha dedi’. O sekiz yaşında ben Onar Ömer, ‘ben de rüya gördüm’ dedim. Ben demir parçaları topladım, ellerim donuyordu. Ne yaptıysam ısıtamadım ellerimi. Eğer bu soğukluksa sakın gitme baba; öksüz kalma, yetim bırakma bizi’ dedim. Vardıkları zaman kaya ayıcık mevkiinde, o üç köyüğün (geyik) düştüğü kovuğa bakıyorlar. Bakıyorlar ki iki katlı bir bina şeklinde yani 8m., 7m. Herkes takır tuku, 8 kişi atlıyor. Diyorlar ki ‘burada geyik yok ama ilerde bir mağara var oraya gitmiş. Oraya da inemeyiz çekin bizi.’ İneğken atlanığ ama çıkağken çıkılmaz. İple çıkılacak.” Kardeşi Arife Özdemir şöyle devam ediyor: “O gün babamı iple salmışlar, aşağıya. ‘Keyik yok’ deyi bağırmış. Bura karanlık, altından su akıyor’ demiş. ‘Buhardan beni çıkarın’ demiş.” Ömer alır sözü: “Altı kişi çıkıyor, iki kişi kalıyor. Ordaki Toroslardaki taşlar adeta bir jilet gibi, havallah düştüğü zaman bıçak gibi o kadar keser, keskin. Tecrübesizlik, deneyimsizlik bizi yetim bıraktı. Altı kişi çıkıyor, iki kişi kalıyor. Şaka yapıyorlar ‘Yok o, ben çıkacam, sen çıkacan’ diyorken babam ‘ben çıkayım’ diyor. Babam yine deneyimli, 38 yaşında. Fazla ipe güvenmiyor da taşları elle tutuyor. Bir arkadaşı son tutuğu, son tuttuğu elde kaldırıyor: ‘Amma korkuyorsun ha’ diyor. Çünkü o belki de onun birden öleceğini, başka mağaraya gideceğini düşünmedi. Çünkü sekiz kişi(yi) daha evvel atmıştı (almıştı), bir şey olmamıştı. Babam düşmesiyle, o geyiklerin gittiği yere gidiyor. Aşağıda kalan tutuverse tutacak. Ama kader ağlarını örüyor. Babam orada gidecek biz yetim kalacağız, rüyalarda yerini bulacak.” Arife alıyor sözü: “Biz böyle öksüz kaldık. Her arfe gün, bayram arifesinde bu dağın başına, 2 saatlik yola ziyarete çıkardık. Biz oraya, mağaranın ağzına yalandan bir kabir yapmışlar taşınan (taş ile). Mağaranın ağzına varır bağırırdık. Yirmi sekiz seneden keri (sonra) benim ağabeyim gitti adam buldu, onun kemiğini toplattı.” Ömer anlatmaya devam ediyor: “Ben orada takriben, şimdi hatırlayamadım 30-40 kişinen (kişi ile), sabaha iki saat kala, gece, kimsenin haberi yokkan, kimse ailesine haber vermeyecek; o dağa tırmandık.” İbrahim Ünlü devam ediyor: “27 sene sonra oğlu Ömer Özen çıkartmağ için bize geldiler. O kadar kalabalık gittik. Dereye ben el üstünde indim. Arkadaşlar da indiler.” Ömer: “Babamın el üstünde (iki eli bir şakağında) uyudu kaldığını görüyor, diyor ki. ‘Ben buldum’ diye ses geldi. Peki ses nasıl duyuruluyor 102 m. yukarıya? Kademelerde adamlar var ya, o ona söylüyor, onlar söylüyor, bize ses geliyor yukarıya.” İbrahim: “Önden ipi bağladım, saldım (Ömer’i) aşağıya. Elinde löküste yok, elektriklen. Sırtına bir tesaç, çuval bağladım. Kemiklerini, hatta kafası ilk düştüğü zaman (eliyle ceviz yüklüğünde yuvarlak göstererek) kafası şu kadar delinmiş” diyor. Ömer: “Demek ki düşmüş kan kaybından biraz aklı başına gelmiş. Ellerinin (başının altına koyup) üstünde yatmış, ama ölmüş, kalmış. Onu bulduğum dediği zaman dünyalar bizim oldu. Hem ağlıyorduk, hem gülüyorduk.” 1941’de hayatını kaybeden Ömer Usta oğlu İsmail Özen’in kemikleri, 7 Eylül 1969 yılında bulunduktan sonra şimdi şimdi köy mezarlığındaki kabrindedir.

İnsanın huzur bulduğu bir atmosfere sahip olan muhteşem güzellikteki dağların manzarasını izlemek harikaydı. Ayrıca bu muhteşem güzellikleri dostlarla birlikte yaşamanın keyfi anlatılmaz.

Harita üzerinde yal tarifi..

Erkan ÖZ
Avukat Erkan ÖZ - ÖZ Avukatlık Ofisi 05325139918 - erkanoz07@gmail.com Bahçelievler Mah. 5006 Sok. No:1 K:2 D:3 Manavgat / Antalya
https://www.erkanoz.com

Sizin görüşünüz nedir?

Top